Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, İstanbul’daki şiddetli sağanağın nedenlerini ve afeti büyüten insan faktörlerini açıkladı. Çözüm önerileri ve altyapı eksikliklerine dikkat çekti.
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, kentte yaşanan şiddetli sağanağın nedenlerini ve olası çözümleri değerlendirdi. Kadıoğlu, 14 Ekim’de Beykoz’da metrekareye düşen 230,3 kilogram yağışın, bölgenin ekim ayı ortalama yağışının 3,5 katına denk geldiğini belirtti.
Bu durumun, sadece yağış miktarının değil, düştüğü yerin özellikleri ve kent altyapısının da afetin oluşumunda etkili olduğunu gösterdiğini ifade eden Kadıoğlu, tek bir sarı uyarı vermenin riskin yerini ve şiddetini anlatmada yetersiz kalacağını vurguladı.
Kadıoğlu, şiddetli yağışın arkasındaki etkenlerin Karadeniz’in 19,5-20 dereceye ulaşan su sıcaklığı, Balkanlar’dan gelen soğuk hava ve deniz üzerinden nem taşıyan poyrazın birleşimi olduğunu açıkladı. Sıcak denizlerin kuvvetli yağışları besleyebileceğini ancak tek bir olayı doğrudan iklim değişikliğine bağlamak için özel çalışma gerektiğini söyledi.
İklim değişikliğinin aşırı hava olaylarının şiddetini artırabileceğini belirten Kadıoğlu, dere yatağına yapılmış binalar, bodrumdaki elektrik panoları ve dolan alt geçitler gibi sorunların iklim değişikliği olmasa da yaşanacağını dile getirdi. Afetin insan kaynaklı olduğunu ve iklim değişikliğinin tehlikeyi bir miktar büyüttüğünü, ancak asıl afeti insanların yarattığını savundu. El Nino’nun doğrudan bir neden olarak gösterilemeyeceğini ekledi.
Beton ve asfalt yüzeylerin yağışın sızmasını engelleyerek yüzey akışına neden olduğunu, bunun da suyu en alçak noktalara, dere yataklarına, alt geçitlere ve bodrum katlara taşıdığını anlattı. Yanlış arazi kullanımı, dere yataklarındaki yapılaşma, yetersiz altyapı ve geciken idari kararların zararı büyüttüğünü söyledi. Kadıoğlu, yağmurun doğal bir tehlike olduğunu, ancak afetin hazırlıksızlık, yanlış yerleşim ve hatalı işletmeyle buluştuğunda ortaya çıkan insan yapımı bir sonuç olduğunu belirtti. Bu nedenle İstanbul’daki olayların ‘doğal afet’ değil, yerel ölçekte bir ‘insan yapımı afet’ olduğunu vurguladı.
Kadıoğlu, İstanbul’daki taşkınların meteorolojik koşulların yanı sıra havzanın yapısı ve insan müdahalesiyle şekillendiğini söyledi. Dere yataklarının yol, otopark ve konut alanlarına dönüştürülmesinin riski artırdığını ifade etti.
Yağmur suyu ve atık su sistemlerinin büyük ölçüde birleşik çalışmasının sorunlara yol açtığını, aşırı yağışlarda kanalizasyonun geri tepebildiğini ve bodrumlara giren suyun sağlık riski oluşturduğunu belirtti. Altyapı çözümlerinin yalnızca daha büyük borular döşemekle sınırlı olmadığını vurguladı.
Üstü kapatılarak yol, otopark ve konut alanlarına dönüştürülen derelerin yeniden açılması, dere yataklarını daraltan dolguların kaldırılması, çatı sularının depolanması, park ve meydanların suyu geçici olarak tutacak şekilde tasarlanması gerektiğini önerdi. Yağmur suyu ve atık su hatlarının birbirinden ayrılmasının önemine değindi. Taşkın haritalarının hazırlanması ve bu haritalar dikkate alınmadan riskli alanlarda yapılaşmaya izin verilmemesi gerektiğini belirtti. Sorunun temelinde suyun doğal akış yollarının kapatılması ve kentlerin buna göre planlanmaması yattığını söyledi.
Elektrik panoları ve jeneratörlerin taşkın seviyesinin üzerine alınması, riskli alanlardaki bodrum kullanımının sınırlandırılması ve otopark girişlerinde su bariyerleri kurulması gibi önlemlerin alınmasını önerdi. Ayrıca, taşkın tehlike haritalarına dayalı bir “sel yapı yönetmeliği” hazırlanması gerektiğini kaydetti. Vatandaşların adresleri üzerinden taşkın riskini öğrenebileceği haritaların yayımlanmasını isteyen Kadıoğlu, alt geçitlerde su seviyesi 15 santimetreye ulaştığında otomatik kapanan bariyerler ve dere kenarlarında erken uyarı sistemleri kurulmasını önerdi.
Türkiye’nin en güçlü ve en iddialı haber teması: Seobaz Haber Teması. Hız, SEO uyumu ve modern tasarımıyla rakiplerinizi geride bırakın, haber sitenizi zirveye taşıyın.
Yorum Yap