Çınar Oskay’dan ‘Çağ Sancısı’ söyleşileri; neden böyle oldu ve buradan nasıl çıkarız?

cinar-oskaydancag-sancisi-soylesileri-neden-boyle-oldu-ve-buradannasil-cikariz-KnDcFeBI.jpg
Abone Ol
Daha Fazla

T24 Kültür Sanat

Gazeteci Çınar Oskay‘ın, Türkiye ve dünyadan 29 yazar, siyasetçi, sanatçı, bilim ve iş insanıyla yaptığı söyleşiler ‘Çağ Sancısı‘ adıyla Doğan Kitap yayınları arasında çıktı. Oskay, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel‘den tarihçi Yuval Noah Harari‘ye; eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ‘dan Daron Acemoğlu‘na; Şener Şen, Sezen Aksu, Erol Evgin, Haluk Bilginer ve Cem Yılmaz‘dan Orhan Pamuk, Ahmet Ümit ve Ahmet Altan‘a; Tuğrul Eryılmaz ve İlber Ortaylı‘dan Bülent Eczacıbaşı‘na da uzanan söyleşileri için, “Temel sorular hep aynıydı: Neden böyle oldu ve buradan nasıl çıkarız” açıklamasını yapıyor.

Kitabının girişinde, “Türkiye’nin ana akım medyasında gazetecilik yapabilen son kuşağın üyesiyim. Mesleğe 1990’larda, 2000’lerde başlayan bizim kuşağın hüzünlü bir öyküsü oldu” diyen Oskay, Türkiye’nin otoriterleşme sürecinde medyanın geçirdiği evrime işaret ederken, Tayyip Erdoğan ile 2017 yılında yaptığı söyleşiye gönderme yapıyor. Oskay, kitapta da yer verdiği Erdoğan söyleşisi üzerinden bugün için şu yorumu paylaşıyor:

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a o zaman hangi soruların sorulabildiğini görmek, yaşanan kasırganın kat ettiği mesafeyi düşündürüyor…

Doğan Kitap’ın, “Hayatımızdaki Büyük Dönüşümü Anlatan İkonik Söyleşiler” alt başlığını taşıyan Çağ Sancısı için hazırladığı tanıtım metni şöyle:

Çağ sancılarını, gizemlerini çözerek dindirmeye çalışıyor.

Dünyanın en etkili tarihçisi Yuval Noah Harari ile Süleyman Demirel, Uruguay’ın eski Cumhurbaşkanı José Mujica ile Şener Şen, Facebook’un 2 numaralı ismi Sheryl Sandberg ile Aytaç Yalman, Sezen Aksu, Cem Yılmaz ve Orhan Pamuk… 29 ikonik isim böylece bir kitapta bir araya geliyor. Adalet Ağaoğlu ile Çetin Altan’ın son söyleşileri de Çağ Sancısı’nda yer alıyor. Oskay’ın Türkiye’nin ve dünyanın alanında çığır açan isimleriyle gerçekleştirdiği bu söyleşiler, dünya siyasetinden tarihimizin dönüm noktalarına, müzik ve sinemadan edebiyata, okuyucuyu ufuk açıcı, lezzetli bir gezintiye çıkarıyor.

“Kurumlar, gazeteler, kanallar, ilkeler, hayaller eridi gitti”

Çınar Oskay, annesi Feryal Pere, eşi Kathryn ve kızı Karya Sky‘a ithaf ettiği 368 sayfalık kitabının girişinde, söyleşilerin hikâyesini, mesleki serüveni eşliğinde şöyle paylaşıyor:

Türkiye’nin ana akım medyasında gazetecilik yapabilen son kuşağın üyesiyim. 

Mesleğe 1990’larda, 2000’lerde başlayan bizim kuşağın hüzünlü bir öyküsü oldu. Bir tür idealizmle yola çıkan, dünya hakkında kafa yoran, basını iyi yerlere taşıyabilecek binlerce kişinin Türkiye’de gazetecilik serüveni açık bir mağlubiyetle sonuçlandı. 

Koca kurumlar, gazeteler, haber kanalları, hayran oldukları meslek büyükleri, arkadaşları, güvendikleri ilkeler, kurdukları hayaller gözlerinin önünde eridi gitti.

İngiliz tarihçi Timothy Garthon Ash 2017’deki söyleşimizde, “Tarih dalgalar halinde ilerler. 1960’ta dünyanın büyük bölümünü diktatörler yönetiyordu. Benim hayatım demokrasinin yayılma dalgasına rastladı” derken, bizimkinin de bu dalganın geri çekilmesi olduğunu artık kabullenmiştim. 

Bizim şansımıza, insanlığın büyük geri adımı, demokrasi fikrinin buharlaşma safhası düştü.

Gazeteciliğe başladığım yıllarda Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme rüyası canlıydı. Sabahtan akşama kadar Avrupa Birliği haberleriyle uğraşırdık. 

Türkiye, ABD ile AB’nin etki alanında gezinen, Batı’ya dönük bir ülkeydi. 

Rüyamızda görsek inanmayacağımız şeyler 10-15 yılda gerçek oldu. 

Örneğin, Angela Merkel’in Almanya’da başa geçmesi kâbus senaryosuydu. Bugün Merkel dünyada demokrasinin başlıca savunucularından.

Girelim diye yırtındığımız Avrupa Birliği’nden çıkanları ve çıkmak isteyenleri konuşuyoruz artık.

Popülist milliyetçilik Amerika’yı Donald Trump’ın elindeki bir üçüncü dünya ülkesi görünümüne soktu. 

Bugün her yeri saran otoriter popülizm dalgasında Türkiye maalesef öncüydü. 

Basına, düşünce özgürlüğüne saldırılar, kutuplaştırıcı siyaset, post-hakikat bizde 2000’li yılların ortasında başladı; 2010’lu yıllar yargıyı, akademiyi, ülkedeki tüm demokratik kurumları kasırga gibi sildi süpürdü.

Bu dönüşüm kitapta, ülkemizin 20. ve 21. yüzyılına damga vuran iki ismi arasındaki “Bayrak Teslimi”yle başlıyor. 

Süleyman Demirel ve Recep Tayyip Erdoğan’la giden dünyayı hatırlıyor, gelmekte olanı görüyoruz. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a o zaman hangi soruların sorulabildiğini görmek, yaşanan kasırganın kat ettiği mesafeyi düşündürüyor. 

O söyleşiden sonraki yıllarda, art arda seçim zaferleri, 2013’teki Gezi direnişi ve 15 Temmuz sonrası Türkiye’de yeni bir rejim inşa edildi. 

İlk mesleki kırılmayı 2011 yılında Radikal gazetesinde yaşadım. Pazar günleri yayın yönetmenliğini üstlendiğim gazeteyi istediğimiz çizgide tutamayacağımızı anlayınca, istifa ettim.

2012’de Hürriyet gazetesi hafta sonu eklerinin yayın yönetmeni oldum ve gazeteyi Demirören ailesinin aldığı 2019’a kadar bu işi yaptım. 

Özellikle Hürriyet Pazar, rutin siyasi gündemi işlememiz gerekmediği için baskılardan kurtulabildiğimiz, bunlara direnebildiğimiz bir sığınak oldu. 

Bu kitaptaki söyleşilerin önemli bölümü oradaki yedi buçuk yıldan. 

Ülkenin ve basının en bunalımlı yıllarında yaptığım bu söyleşiler, mesleki ve ahlaki hayatta kalma çabasıydı. 

Belirli insanlara söz vererek, sorulması gerekenleri sorarak mücadele etmeye çalışıyorduk. 

Artık tat vermeyen meslekte, ülkenin ve dünyanın durumunu 15 akademik arka planla ya da sanatçı sezgileriyle inceleyen, düşünen bu çok özel insanlarla konuşmak, dertleşmek, ayakta tutuyordu. 

Konuşacağım insanların kitaplarını okuyor, hayatlarını, çalışmalarını inceliyor, bir sürü şey öğreniyordum. 

İtiraf etmeliyim ki gündeme getirmek istediğimiz konuları da onlar üzerinden başlığa taşıyor, tartıştırıyorduk. 

Şener Şen’in, Orhan Pamuk’un sözünü sansür etmek kimsenin kolay göze alabileceği bir şey değildi. 

Yaptığım geniş söyleşilerde temel sorular hep aynıydı: Neden böyle oldu ve buradan nasıl çıkarız?

Büyük ve çözümsüz görünen problemlerin üzerindeki örtüyü kaldırmak, onları gizemsizleştirmek, bunların geçici ve alt edilebilecek şeyler olduğunu hissettiriyordu. Bunlar ahlaki, politik, entelektüel yol haritalarıydı. 

Bugün o sancılı yılların muhasebesini yaptığımda, elimde kalan en değerli şeyin bu söyleşiler olduğunu anlıyorum. 

Gazetelerin arşivlerinin bile silindiği bir dönemde, binlerce saatlik çalışmanın ürünü bu söyleşilerin kayda geçmesini istedim. 

Çağ sancısını yaşarken neler hissettiğimizi, neler konuştuğumuzu hatırlamak için bu sohbetleri bir araya getirdim. 

Kitap için bazı spotları gözden geçirirken, o cümleleri ne kadar yorgun ve tükenmiş bir halde yazdığımı hatırladım.
Ve yalnız olmadığımı… 

(…)

Gazetecilik ruhunu hiç kaybetmeyen, ana akımdaki son gazeteci kuşağının bu yüz akı isimlerine ne kadar teşekkür etsem az. 

Bu kuşak ana akımdaki mücadeleyi kaybetti. Birçoğu emekli oldu, atıldı, başka işlere, ülkelere göçtü. Ama yeni bir bağımsız gazetecilik dönemine de önayak oldular. 

Daha küçük, parçalanmış ekipler, hatta bazen tek kişilik yayınlar, eski ana akıma ders verecek kadar iyi işler çıkarıyor. 

Elbette büyük bir kan kaybı yaşandı ve toparlamak kolay olmayacak. Ama ülke de, gazeteciler de birkaç yıl önceki kadar umutsuz ve yılgın değil. 

Her şeyin sonu olduğu gibi, bu çağ sancıları da dinecek. Sancı yeni başlangıçları müjdeler, sancısız doğum olmaz. 

Belki de Türkiye erken girdiği otoriter popülizmden çıkmak konusunda da öncü olacak. 

Fırtınalı yıllarda yaptığımız bu söyleşilerin daha iyi günlere ışık tutması ümidiyle…

Kitaptaki 29 söyleşi

Çınar Oskay’ın, Hepimiz bu ülkenin güce tapma kültüründe yetiştik. Bundan kurtulamıyoruz” başlığıyla ‘Sonsöz’ yazdığı kitaptaki 29 söyleşi ve bölüm başlıkları şöyle:

Büyük Anlatılar

Yuval Noah Harari: “Bugünün en büyük sorunu kendini işe yaramaz gören bir sınıfın ortaya çıkması.”
Timothy Garton Ash: “Özgürleştiren deneyimler temiz hava hissi gibidir, unutulmaz.”
.José Mujica: “Mağlubiyetler, zaferlerden çok daha öğreticidir.”

Bayrak Teslimi

Süleyman Demirel: “Bizim gibi insanların aradığı en önemli şey, konuşacak arkadaştır.”
Recep Tayyip Erdoğan: “Ben biraz kaderciyimdir ve kaderi asla zorlamayı düşünmem!”

Gergin Zamanlar

Çetin Altan: “Toplumların değeri, ne kadar çok katile sahip olduklarıyla değil, ne kadar çok yaratıcıya sahip olduklarıyla belirlenir.”
Can Kozanoğlu: “Türkiye geçici bir gerileme döneminde ama eninde sonunda ileriye gidecektir.”
Tayfun Atay: “Laik kesimi yok etmenin, dönüştürmenin imkânı olmadığı görülüyor.”

Kapanmayan Defterler

Aytaç Yalman: “Berlin Duvarı yıkıldı, Sovyetler parçalandı, Türkiye tasavvuru değişti.” 
İlker Başbuğ: “Bu defter kapanmadı, daha yeni açılıyor!”
Ahmet Altan: “Toplum AKP’yi kenara itecek.”

Yeni Bir Çağa Girerken

Daron Acemoğlu: “Şanssız bir jenerasyonuz ama başkasını suçlayamayız”
İlber Ortaylı: “İnsanların alıştığı bir tarz-ı hayat var.”
Dücane Cündioğlu: “İslam dünyası ‘Ey insanlar’ deme yeteneğini yitirdi”
Ahmet Kuyaş: “Atatürk ve arkadaşları bugün bizimle Türkiye’ye baksalardı ‘Bardağın yarısı dolu, devam’ derlerdi”
 Bülent Eczacıbaşı: “Geçmişle övünen değil, ileriye bakan bir hikâyeye ihtiyacımız var”

“Ve o satıh bütün hayattır”

Şener Şen: “Düşmanlık körükleniyor. Gidiş iyi bir gidiş değil!”
Cem Yılmaz: “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır! Ve o satıh… Bütün hayattır”
Sezen Aksu: “Bizim yaşadıklarımız şahaneydi. Bugünkülerin de ‘Şahaneydi’ diyecekleri anıları olacak.”
Haluk Bilginer: “Lidersiz hiçbir şey yapamamak kendini hiçe saymaktır. Çoban koyunlara lazımdır!”
Erol Evgin: “Güzel günlere inanıyorum!”
Mustafa Oğuz: “Özgürlükleri ne kadar kısıtlarsan, insanlar hayal etmekten o kadar korkar.”


Ahmet Ümit – Çınar Oskay

Hayatımız Roman

Adalet Ağaoğlu: “Bu kadar uzun yaşamayı istemezdim, dünyanın bu halini görmeseydim”
Orhan Pamuk: “Otoriterlik ve bireylik bizim için bitmez konular”
 Ahmet Ümit: “Beyoğlu küllerinden doğacak”
Jo Nesbo: “Bizde kapitalizm hiç yaşanmadı. Mutluluğumuzun sebebi eşitlikçi bir toplum olmamız”

Medya Blues

Sheryl Sandberg: “Eşitliğin çıkarımıza olduğunu herkes anlamalı”
Vuslat Doğan Sabancı: “Küreselleşme ve dijital devrim hepimizi büyük mutlu bir aile yapacaktı, tersi oldu”
Tuğrul Eryılmaz: “Hep bir mizahımız oldu bizim. Hep hayata kahretmedik, sonradan arabesk oldu millet!”

Çınar Oskay kimdir?

Çınar Oskay, 1976’da Ankara’da doğdu. American University’de Uluslararası İlişkiler okudu, Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü’nde Modern Türkiye Tarihi yüksek lisansı yaptı. Gazeteciliğe CNNTürk’te dış haber muhabiri olarak başladı, sonra yazılı basına geçti.
Tempo Dergisi Genel Yayın Yönetmeni, Milliyet Gazetesi Yazıişleri Müdürü ve Radikal gazetesinin pazar günleri yayın yönetmeni olarak medyada görev aldı.
2012-2019 yıllarında Hürriyet hafta sonu eklerinin yayın yönetmenliğini yürüttü ve gazetenin geniş söyleşilerine imza attı. ‘2014’te Haziran: Gezi ve Şehrin En Güzel Yazı‘ kitabı Doğan Kitap’tan yayımlandı.
Halen GAİN Medya’da program ve belgesellerden sorumlu içerik yöneticiliği ve Doğan Burda dergi grubunda yayın-yönetim danışmanlığı yapıyor. GAİN Medya’daki “Konuşmamız Lazım” programında dünyaca etkili düşünürlerle söyleşilerine devam ediyor.

Kaynak : T24

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir